22 Aralık 2010 Çarşamba

Kaplan! Kaplan! (Tiger! Tiger!) - Alfred Bester

Sizi Adam Edeyim

İngiltere'de, 1956 yılında, Tiger! Tiger! adıyla yayınlanan bu kusursuz Alfred Bester romanını uzak ara alıp yakın ara okudum ve ömrümce anacağım.
Neyse, devam edelim:
Roman daha sonra, 1957'de ABD'de The Stars My Destination(Yıldızlardır Hedefim) adıyla yayınlanmıştır.
Amerika baskısının ismi romanın içeriğine gönderme yaparken, İngiltere baskısının ismi baş karakter Gully Foyle'un roman boyunca süren devasa değişimine gönderme yapar.
Bester, kitabına bu ismi, İngiliz şair William Blake'in The Tyger adlı şiirinden etkilenerek verir.
Roman, temelde ışınlanmanın(romandaki adıyla jauntelemenin) keşfedilişi ve bunun toplumsal yaşamdaki etkilerini fon alır. Bu bildik(romanın yazıldığı dönem için yaratıcı) fonun üstüne; ışınlanma konusunda çok özel bir yeteneği olan Gully Foyle'un, intikam ve güçle harmanlanmış olağanüstü değişimini işler. Romanı renklendiren onca benzersiz karakter ve şaşırtıcı buluşlar, okuyucuyu daha önce deneyimlemediği bir düşünce akışına bırakır; zihin açar.

Alfred Bester'ın iki üstün romanında(The Demolished Man ve Tiger! Tiger!) iki üstün yetenek ve bunun toplumsal etkileri ve gelişimi işlenir; ama asıl kurgu intikam üzerinedir; baş karakterler bu yetileri intikam almak için kullanır.
Bir zamanlar, Superman ve Batman çizgiromanlarında metin yazarı olarak çalışan Bester, romanlarında üstün yetilerin "süper" etkilerinden ziyade insan ilişkileri eksenindeki yıkıcı yönlerini işler. Belki de bu yüzden onun eserleri, bilim kurgu edebiyatının yeni serpildiği yıllardan bu yana, kaçış edebiyatının bir parçası olarak değil, has edebiyatın üyeleri olarak anılmış ve okunmuştur.

28 Kasım 2010 Pazar

Murat Menteş Testi ( Sorular )


Murat Menteş Şınavı

21 Eylül 1974 İstanbul doğumlu; edebiyatımızın kanı deli genç yazarı; kurgu dâhisi; veciz söz üstadı; uçarlı kaçarlı, vurdulu kırdılı, güzel lakırdılı, cilalı kitaplar mimarı; aktivist şair Murat Menteş’ten açacağız şimdi bahsi. Bu fişek kalemli, curcuna âlemli adamı ve yazdıklarını ne kadar tanıyorsunuz, görelim. Hazır mısınız şınava? Bakalım kaç tane çekebileceksiniz?

  1. Aşağıdakilerden hangisi yazarımızın kitaplarından biridir?

a) Garanti Tarantino
            b) Korkmam Artık Sen Varsın
            c) Aynalı Barikatlar
            ç) Davosa Mütevazı Bir Katkı

27 Kasım 2010 Cumartesi

Murat Menteş Testi ( Cevaplar )




Cevaplar:

1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
c
a
b
b
c
a
a
b
c
b
a
b
c
a
b
c
a
c
b
c

Değerlendirme:

0-5 Doğru:

Belli ki Murat Menteş ismini sık sık duyuyorsunuz ama okumak nasip olmadı. Çok şanslısınız: İki muhteşem roman, harika şiirler ve deneme kitapları sizi bekliyor.

6-10 Doğru:

Murat Menteş’i tanıyor, seviyorsunuz; ama onu daha çok romanlarından tanıyorsunuz. O durdurak bilmez, komik ve vecize dolu kitaplara bayılıyorsunuz. E haklısınız!

11-15 Doğru:

Murat Menteş’e hayransınız, ne yazsa bulup okuyorsunuz. Romanlarındaki karakterleri zihninize kazımış, şiirlerini ezberlemişsiniz. Onu çok seviyorsunuz. Biliyoruz, onun kitaplarının en kötü yanı bitmeleri.

16-20 Doğru:

Sizin Murat Menteş’in kendisi veya akrabası olduğunuzdan şüpheleniyoruz. Yoksa siz Afili Filintalar’dan mısınız? Sizin için Menteş harika bir yazardan öte bir abi. Onun yazdıklarını okumuyor sömürüyorsunuz resmen. Ama şu sıralar üzgünsünüz, çünkü yeni romanın bitmesine daha çok var.

16 Kasım 2010 Salı

Chuck Palahniuk Testi (Chuck Palahniuk Test)


15. chuck’ın türkçe’de yayınlanan tüm kitapları hangi yayınevinden çıkmıştır?

a. timaş yayınları
b. odtü geliştirme vakfı yayıncılık
c. ayrıntı yayınları
d. tübitak yayınları

15 Kasım 2010 Pazartesi

Chuck Palahniuk Testi Cevapları


doğru cevaplar:


0. d
1. c
2. a
3. d
4. c
5. d
6. c
7. b
8. d
9. c
10. d
11. a
12. b
13. d
14. d
15. c

değerlendirme:


10-16 doğru cevap:
tyler durden:
tebrikler, siz chuck’ı (chuck diyebilirsiniz, kanki olmuşsunuz zira) yutmuş hatta bütün olarak çıkarmışsınız. onun müthiş bir hayranısınız. sizin için chuck’ın alter egosu bile diyebiliriz; ya da onun için size. her kitabını çıkar çıkmaz alıp mazoşist bir zevkle okuyorsunuz. sıkı bir dövüş kulübü hayranısınız ve bahse girerim kendi dövüş kulübü kuralları’nız bile vardır. yalnız uyarmalıyım: bunca chuck hayranlığı bünyede/midede bunaltı/bulantı yapabilir.


5-10 doğru cevap:
carl streator:
sizin palahniuk’la aranız iyi. onu seviyor, okuyorsunuz; ilişkiniz okur-yazar düzeyinde. o postmodernist anlatım tarzı ve anlatılanların ilginçliği dikkatinizi çekiyor. İşin komik ve edebi yanı sizi ilgilendiriyor. sizin gibi okuyuculara daha çok ihtiyacımız var. ha, bu arada türkçe’de yeni bir palahniuk eseri var aldınız mı? aldınız tabi. onu da mı funda hanım çevirmiş? ah evet. size iyi okumalar.


0-5 doğru cevap:
victor mancini:
siz bir “loser”sınız, kaybetmeye mahkum bir silik. Şaka şaka. sadece chuck’ı ve kitaplarını yeterince tanımıyorsunuz. bu da iyi bir şey sizin için aslında: daha okuyacak bir sürü palahniuk kitabınız var sırada, ne güzel.

sorular nerede derseniz burada!

15 Eylül 2010 Çarşamba

Kült! Diye




















Zaman zaman duyup, bazen de kullanmamıza rağmen, bir türlü tam olarak anlayamadığımız bir terimdir kendisi. 'Kült film' dediğimizde hemen hepimiz bir kaç film ismi sayarız; lakin içimizi de bir kurt kemirir "acaba anlamı nedir bu kült denilen şeyin".

Kelimenin kökenine bakarsak (merak etmeyin dilbilim dersi vermeyeceğim) kültür kelimesiyle aynı kökten geldiğini kolayca farkedebiliriz.
Kült ve kültür kelimeleri latince "tapınmak" anlamına gelen 'cultus'tan gelmektedir. Aynı tanrıya tapınanlar birleşince bir kült (din) oluştururlar. Aynı kültü paylaşanlar ise belli bir yaşantı geliştirirler (sabredin yaklaşıyorum), bu yaşantılar da kültürü meydana getirir.

Peki kült filmin yukarıdakilerle bağı ne? Çok kolay:

Ana akımın dışında kalan ,beylik konulara yüz çeviren, farklı çekim teknikleri kullanılan, sıradışı karakterlere sahip, olağandan uzak konuların işlendiği, hiçbir sınıfa koyamadağımız , hiçbir kefeye sığmayan, sinemanın ucunda parendeler atan filmler vardır; işte bu filmler kült olmaya aday filmlerdir ama sadece bu özellikler onları kült yapmaz, olsa olsa "acayip" yapar. Zamanla bu filmleri, yukarıda saydığım özelliklerinden dolayı, belli bir zümre çok sever, izlemeye doyamaz, onunla yatar onunla kalkar,onu savunmaya, koşulsuz sahiplenmeye, ona inanmaya, tapınmaya başlar. Diğer herkes "ne buluyorsun yahu şu filmde" diye söylenedursun, o filmin zümresi bu soruya yüzlerce cevap verebilecek kadar hayrandır filme. Filmin ismini ne zaman duysalar esrik bir gülümsemeyle mutmain bir tavır sergilerler. Bu, o filmin kültleşmeye başladığı andır. O film artık bir nesne değil manevi bir birlikteliğin simgesidir, külttür.

Kısaca: Birilerinin hayran olduğu (hatta tapındığı), çoğunun sevmediği, bu sebeple sık sık bahsi geçen, bahsedildikçe akıllara kazınan, acayip filmlere kült film denir.

The Wrestler - Şampiyon


Gösterim Tarihi : 20 Mart 2009
Yönetmen : Darren Aronofsky
Senaryo : Robert D. Siegel
Görüntü Yönetmeni : Maryse Alberti
Yapım : 2008, , 111 dk.

Oyuncular:

Evan Rachel Wood (Stephanie) , Marisa Tomei (Cassidy) , Mickey Rourke (Randy Robinson) , Ajay Naidu (Medic) , Judah Friedlander (Scott Brumberg)

 

İşini etinden kazanan yalnız bir adamın öyküsü.
Nazik, kibar, hassas.
Filmi keyifle izlememizi, hemencecik içine girmemizi sağlayan da bu hassas duruş; o iri yarı, sarsılmaz vücudun içindeki kırılgan ruh.
Aşırı bir okumayla onu hz isa'ya bile benzetebiliriz. isa kuzu, o "koç". Başkalarının günahları için vücudunu parçalıyor. İnsanlığın içindeki o bitmek bilmeyen şiddet eğilimini kendi bedeninde işleyerek onları arındıran bir kurtarıcı o.
Yalnız.
Uyuşamadığı kızı ve kendisi gibi etiyle para kazanan yalnız bir kadın dışında kimsenin umrunda değil varlığı; gerçek dünyaya tutunmasının iki güzide sebebi onlar. Varolmak için çabalaması gerekmeyen tek yer ringler. Kendini güçlü hissettiği, yalnızlığı tatmadığı tek yer orası.

Bir güreş filmi, şiddet gösterisi umulmamalı bu filmden; "eski toprağın şaha kalkışı" gibi bir tavır da beklenmemeli; amerikan başarı öyküsü hiç değil. Güzel bir film işte, olması gerektiği gibi. Hayatın ta kendisi gibi.

Aronofsky'nin evvelki filmlerinde uyguladığı renk işçiliği, etkileyici sahne seçimi ve müziğin iç burkucu kullanımı yok bu filmde. Ama Aronofsky'nin seçimi de bilinçli zaten. O gerçek bir şey anlatmak istiyor. Anlatıyor da.

Quentin Jerome Tarantino




Soyadının ölümcül bir örümceğin adına benzemesi konusunda herkesin hemfikir olduğu bu çılgın yönetmene hayranlığım bir hayli beri bir zamana işaret eder.

Yalnız, keskin bir başlangıcı olduğunu sanmıyorum bu hayranperestliğin:
Sinemayı Van Damme'dan ibaret saydığım ilkgençlik dönemlerimden itibaren yavaş yavaş kanıma zerk edilen Tarantino müziği ile başladı herhâlde.


Hangimiz (bu filmin bu sahnesinde yeraldığını bilmesek te) Bay Travolta'nın iki parmağını gözlerinin önünden geçirerek yaptığı dans figürünü taklit etmemişizdir.

Neyse biz Quentin(Tarantino)'den bahsedelim-kusura bakmayın Quentin ile ilgili konuşurken çektiği o görkemli filmlerin lafa karışması muhtemel ve kaçınılmazdır ya yine de ben ağırlıklı kendisinden bahsetmeye çalışacağım:

27 Mart 1963'te, Amerka'nın Tennessee eyaletinin Knoxville şehrinde hayata gözlerini açmıştır(Allah uzun ömürler versin), alelade bir çocukluk geçiren Jerome'un en büyük tutkusu film izlemektir,(kanıdeli her genç/çocuk gibi)kovboy filmlerine, karate filmlerine , korku filmlerine ve tabii ki kösnül filmlere bayılır.
Okuldan kaçıp kaçıp anasının babasının verdiği harçlıkları sinema salonlarında, video dükkanlarında harcar.
16'sına gelince liseyi hepten bırakıp dönem dönem video dükkanlarında ve sinemalarda çalışmaya başlar. Bir sinemanyak olan annesinin yakın arkadaşı James Best'ten oyunculuk dersleri ve kamera ile ilgili teknik bilgiler almaya başlar, Allen Garfield'dan aldığı oynculuk dersleri de eklenince Jerome'un sinema eğitimi yavaş yavaş sağlamlaşır.
O gazla kendi kıt imkanlarıyla My Best Friend's Birthday'i çekmeye koyulur ve fakat mukadderat filmi tamamlayamaz.
İzlediği ve okuduğu( kendisi sıkı bir çizgiroman ve polisiye tutkunudur) onca eğlenceli ve kesinlikle ayrıksı şeyden sonra zihninde birikenleri perdeden önce kağıda dökmeye başlar ve kendisine nam kazandıran senaryoların ilkini, True Romance'i yazar,satar; sonra Natural Born Killers'ı yazar,satar. Eline yeteri kadar para geçince de göz kamaştıran işlerinin ilkini yapar: Rezervuar Köpekleri (Reservoir Dogs).
Sonra Tanrı'm "yürü ya kulum" der, Ucuz Roman'ı ( Pulp Fiction) çeker; derken Jackie Brown, derken Four Rooms'un bir bölümü, derken Kill Bill Volume 1-2, derken Grind House: Death Proof , çağlar da çağlar üstadım; varsın çağlasın!

Ayrıksı her insan gibi bazen dahi olarak bazen de salağın teki olarak nitelenir durur kendisi. Kimileri filmlerinin kopyalayapıştır filmler olduğunu, eski usül filmleri ısıtıp ısıtıp sunduğunu; kimileri ise onun eskilere (hem biçim hem içerik açısından) postmodern yaklaşımlar getirdiğini savunur.
Daha akıllı olanlar ise bunlara kulak asmayıp "biz eğlenmemize bakalım" diyerek Tarantino'nun o harika müziklerine, görüntülerine , diyaloglarına dalıp dalıp çıkanlardır.

Nota Bene:
True Romance (Çılgın Romantik) 93'te Tony Scott tarafından filme alınır ve kült olur.
Natural Born Killers 94'te film olur-yönetmen Oliver Stone- kült olmaz da ne olur.

Teen-slasher - Yeniyetme Doğraması


Herşeyin cılkını çıkarmaya bin meraklı amerikan sinemasının kazandırdığı bir terim olarak ingilizce olması doğal; Türkçesi yeniyetme-doğraması. Adından da anlaşılabileceği gibi 13-20 yaş arası gençlerin film boyunca çeşitli şekillerde lime lime edilmesi konulu korku-gerilim filmlerine teen-slasher(denmez olsun) denir.

Genellikle çiftler halinde, kapalı veya açık(ama ıssız ve tekinsiz) yerlere eğlenmeye giden bir avuç salak ve sevişgen kanı-deli genç illa ki gitmemeleri gereken yerlere giderek, dokunmamaları gereken şeylere dokunarak, görmemeleri gereken şeyleri görerek işemek için uygun bir cami duvarı aramaktadırlar; hal böyle olunca envaiçeşit manyağı peşlerine takmaları da kaçınılmaz olur. Bu manyaklar bu gençleri, geriye has oğlan ve has kız kalana kadar doğrarlar (ki filmin devamı çekilebilsin). Sonra bu güzel/yakışıklı ve çekici çift manyağı alt eder, the end.

Genellikle konusu olmayan bu filmler, film izlemeyi kültürel bir etkinlikten çok, kız arkadaşıyla vakit geçirme eylemi olarak görme eğiliminde/arzusunda olan salak mı salak amerikan gençleri hedef alınarak çekilir. Dolayısıyla bu aşırı hormonlu amerikan gençlerinin neyi var neyi yok sömürülür:
Milli duygular: Önce zenciler ya da uzak doğulular ölür.
Beğenilme/benlik tatmini: Filmin başında doğranan şişman, çelimsiz, gözlüklü veya sivilceli gençleri saymazsak(ki onlar da has oğlan ile has kızın güzelliklerini katlamak için varlar) bütün oyuncular(?) fiziksel olarak harikadır.
Kahramanlık mitosu: Gerçi amerikada bu mitosun sömürülmediği film yok ama... Gençlere/gençleri kıymaya çalışan manyakları okulda hiçbir derste başarılı olamayan (bu yüzden futbol takımında oyuncu veya ponpon kız olan) idiot gençler öldürürür ne hikmetse...

Son söz:
Devam filmleri çekilmese kült mertebesine erişebilecek bazı örnekler vermesine rağmen bu janrın son yıllarda iyice cılkı çıktı. Hadi hayırlısı...

Cameo: Meşhur Arz-ı Endamı

Ünlü birinin(yönetmen olur, bir şarkıcı olur, yazar olur, emektar bir oyuncu olur, kim olursa...) filmin bir veya bir kaç sahnesinde şöyle bir arz-ı endam etmesi olayına cameo denir. Bu ünlü kimseler genellikle küçük ve önemsiz rollerde saniyelerle sayılabilecek kadar az görünürler; ama bu, izleyici için hoş bir sürpriz olur. Yani bir nevi film size göz kırpar, siz de farkederseniz tadından yenmez bu cameo meredi...
Lakin bu ünlülerin isimlerini, film bittikten sonra akan isimler arasında göremezsiniz, boşuna aramayın; ama teşekkür edilir, edilmelidir. (Bazen cameo abartılınca ismi de listeye ekliyorlar o ayrı...)

Bir seferinde Taxi Driver filminde Martin Scorsese'yi görmüştüm: Betsy(Cybill Shepherd) kampanya binasına girerken, arkasında bir yerde oturuyordu; bi' de taxi'nin manyak bi' müşterisini oynuyordu... İlk gördüğümde acayip mutlu olmuştum: Vay be nasıl farkettim ama!

Shyamalan işin üstadlarından; her filminde mutlaka ortaya çıkıyor...
6. His'te doktor,
İşaretler'de rahibin karısını ezen zenci,
Kırılmaz'da uyuşturucu satıcısı,
Sudaki Kız'da otel sakinlerinden biri,
Köy'de görevli biri işte neyse...


forum resmi
Mesela 2008 yapımı The Incredible Hulk filminde, öylesine bir güvenlik görevlisini canlandıran ve ayrıca Hulk' u seslendiren Lou Ferrigno(solda), 1977'de yayınlanmaya başlanan The Incredible Hulk TV dizisinde Hulk'u canlandırmıştı. Yine The Incredible Hulk çizgiromanının ortak yazarlarından olan Stan Lee(sağda)(diğer yazar, Jack Kirby), film de Bruce Banner'ın kanının karıştığı gazozu içip etkilenen yaşlı adamı oynuyordu. Ben hemen tanımıştım Lou Ferrigno(yine solda)'yu... Tabi, biz o dizilerle büyüdük...