Zaman ve Gully Foyle Üstüne... - Neil Gaiman
Hollywood
yapımı bir filmin hangi dönemde yapıldığını başroldeki kadın oyuncunun
makyajına bakarak söyleyebilirsiniz ve eski bir bilim kurgu romanının
yazıldığı zamanı da kullanılan sözcüklerden saptayabilirsiniz. Gelecek
dışında hiçbir şey zamanı daha güçlü, daha hızlı ve daha tuhaf bir
şekilde saptayamaz.
Bu her zaman doğru değildir, ama son otuz yıl içinde (John Clute ve Peter Nicholls'ın
Bilim Kurgu Ansiklopedisi'nde
'ilk bilim kurgu'nun ölümünün başlangıcı olarak niteledikleri
Sputnik'in uzayı yeryüzüne indirdiği 1957 ve George Orwell'ın bitip
William Gibson'un başladığı 1984 yılları arasında) şu anda içinde
yaşamaya çalıştığımız geleceğe yollandık ve belki de bütün eski bilim
kurgu romanları kendilerini artık tozlu raflarda çürümeye terk edilmiş
buldular, yürürlükten kalkmışlardı, günlük gereksinimlere cevap
vermiyorlardı. Gerçekten de böyle mi oldu?
Bilim kurgu, eğer
gerçekten iyiyse, sorun yaratan, aykırı ve içine girilmesi zor bir yazın
türüdür. Gelecekte insanlığı tehdit eden sorunları öngörür, "eğer
böyleyse" ve "eğer böyle sürerse"lerin hepsi bilim kurgunun ana
izleklerinden biridir; ama bugünde de ve içinde yaşadığımız dünyada da
"eğer böyleyse" ve "eğer böyle sürerse"ler daima bulunacaktır. Bugünden
neyi anlıyorsak elbette.
Başka bir şekilde belirtmek gerekirse,
hiçbir şey tarihsel kurgu ve bilim kurgudan daha iyi bir şekilde zamanla
hesaplaşmaz. Sir Arthur Conan Doyle'un tarihsel kurgusu ve bilim
kurgusu bir bütündür; her ikisi de Victoria Dönemi Londra'sında gazla
aydınlatılmış devri konu edinmesine rağmen,
Sherlock Holmes'da görmediğimiz bir şekilde zamanıyla hesaplaşır.
Tarihi midir diye bir soru sorarsak, buna verilecek cevap onların daha çok kendi dönemlerini konu edindiğidir.
Ama istisnalar daima vardır. Örneğin Alfred Bester'in
Kaplan! Kaplan!'ında (İngiltere 1956; ABD'de 1957 yılında
Yıldızlar Hedefim
adıyla tekrar basıldı) gelecekteki güneş sisteminin muhtemel durumu
hakkında, dönemin bilim kurgu yazarlarının konu edinip Bester'in radikal
olarak ihlal ettiği spekülatif düşüncelerin hiçbiri bulunmaz. Ama
öykünün her sayfasına hükmeden sabit fikirli ana kahraman Gully Foyle
bize, Poe'nun, Gogol'un ya da Dickens'ın karanlık karakterlerini
anımsatır ve onun da çabası etrafındaki dünyayı kontrol altına almaktır.
Roman boyunca Foyle'un sabit fikirli tavrı sürerken 1956 yılındaki
geleceği görme beceriksizliği arka planda kendini belli eder. Eğer Gully
Foyle böylesine uzlaşmaz, gaddar ve henüz gerçek yaşamda hiç doğmamış
bir karakter olmasaydı, tıpkı Sherlock Holmes gibi, bir ikona
dönüşebilecekti. Ama aslında öyledir; Bester, onu yaratırken ilham
olarak başka roman karakterlerinden bir şeyler kattıysa da - gerçekte
Gully Foyle, Alexandre Dumas'nın
Monte Cristo Kontu'nda (1844)
bin sayfa boyunca kendisine eziyet edenlerden intikam alan Edmond Dantes
karakterinin bir uyarlamasıdır - Foyle'un kendisi bir uyarlama olamaz.
Ben
1970'li yılların başlarında bu kitabı - ya da çok benzerini; bir kitabı
okuduğunuzda tehlikeli sularda yol alabileceğiniz için artık o kitabı
yeniden okuyamazsınız - genç bir yeni yetme olarak okuduğumda
Kaplan! Kaplan! adıyla okumuştum.
Yıldızlar Hedefim yerine
Kaplan! Kaplan!
ismini tercih ederim çünkü çok daha tehdit edicidir ve buna ek olarak
daha fazla imge çağrıştırır. Başlangıçtaki Blake şiirinden alıntıyla
Tanrı'nın kaplanı da yarattığı anımsatılır. Kuzuyu yaratan Tanrı, onu
yiyerek yaşamını sürdüren etoburları da yaratmıştır. Ve Gully Foyle,
kahramanımız, bir yok edicidir. Kitabın ilk bölümlerini okurken onun
sıradan, önemsiz biri olduğunu anlarız; ardından Bester, sis perdesini
kaldırarak onun öfkelenip zihninin açılışını anlatır: O, neredeyse
iğrenç, aptal, çevresine at gözlüğüyle bakan, ahlaksız (ölmeye can
atması yüzünden fazla soğukkanlı oluşu ve uyanık haliyle değil, sadece
tamamıyla körlemesine bencil) oluşu yüzünden bir katildir, bir
tecavüzcü, bir canavar. Bir kaplan.
(Bester, İngiltere' de romanı
üzerine çalışmaya başladığı sırada, karakterlerinin adlarını bir
İngiliz telefon rehberinden seçmiştir. Foyle ise Londra'daki en büyük,
en heyecanlandırıcı kitapçı dükkanının adıdır - diğer yandan
kahramanımızın adı, tuhaf halklar arasında yolculuk eden Lemuel
Gulliver' den kısaltılmıştır. Dagenham, Yeovil ve Sheffield ise İngiliz
şehirleridir.)
Şu anda, bilim kurgu romanında ikinci bir dönemin
başlangıcındayız. Kısa süre öncesine kadar konuyla ilgili yazıp çizen
herkes birbirini tanırdı. Örneğin ben Alfred Bester'le hiç tanışmadım:
Gençken hiç Amerika'ya gitmedim ve o da 1987 yılında Brighton Worldcon
kongresine davetli olarak gelecekken sağlık sorunları olduğu için
gelemedi ve kısa bir süre sonra öldü.
Birçok iyi kısa öykünün,
yazarlık kariyerinin ilk yıllarında kaleme aldığı iki olağanüstü bilim
kurgu romanının (biri elinizde tuttuğunuz kitap, diğeriyse
The Demolished Man*)
ve daha sonraki yazarlık döneminde her nasılsa daha az dikkat çekici
bilim kurgu romanlarının yazarı olan Bester’a kişisel methiyeler
düzmeyeceğim. (1950'lerin New York televizyon dünyasını konu edinen
Rat Race adlı harika psikolojik korku romanını da unutmamak gerek.)
Kariyerine ucuz bilim kurgu dergilerinde yazarak başlayan Bester, buradan çizgi romanlara geçmiş,
Süperman,
Yeşil Fener ('Yeşil Fener Yemini'ni o yaratmıştır) ve birçok başka karakterde yazarlık yaptı ve oradan da radyoya geçerek
Charlie Chan ve
The Shadow
adlı radyo oyunlarında çalıştı. Bir konuşmasında çok iş değiştirmesi
hakkında şunları söylemişti: "Çizgi roman günleri bitmişti ama
görsellik, çarpıcılık, diyalog kurma konusunda ve ekonomik konuşmalar
oluşturmakta harika bir eğitim almış oldum."
Bester, 60'lı ve
70'li yılların başındaki radikal "Yeni Dalga" akımı ve 1980'lerdeki
"cyberpunklar" tarafından eskiler ('İlk bilim kurgucular') arasından
referans noktası olarak gösterilen çok az yazardan - belki de tek-
biridir. "Cyberpunk"ın doğup çiçeklenmesinden üç yıl sonra, 1987'de
öldüğünde, 80'li yıllardaki bilim kurgu yazar kuşağı ona, özellikle
elinizde tuttuğunuz bu kitaba çok şey borçlular.
Kaplan! Kaplan!
her şeyden önce mükemmel bir 'cyberpunk' romanıdır: Uluslararası
işbirliği entrikası içeren 'protocyber’ öğeler; tehlikeli ama aynı
zamanda gizemli ve hiper-bilimsel
PyrE; ahlaksız bir kahraman; çok soğukkanlı bir kadın hırsız...
On yıl gibi bir zaman dilimini önceden gören
Kaplan! Kaplan!'ı
diğer pek çok cyberpunk romanlarından daha da ilginç kılan bütün
bunları, Gully Foyle karakterinin tüm biçim değiştirmeleri sırasında
(eğer tüm karakterlere yeterince sayfa ve yer ayrılırsa, her biri Tanrı
olur) ahlaklı bir adam oluşuna bizleri tanık edişinde yatar. Kaplan
dövmeleri, onu iradesini kontrol etmeyi öğrenmeye zorlar. Duygusal
durumu anında yüzüne yansır -ki bu da onun kızgınlığın ve yok etmenin
ötesine götürüp yeniden rahme, her şeyin doğup başladığı yere dönmesini
sağlar. Kitap ayrıca bize harika bir rahim sıralaması verir: tabut,
Göçebe, Goufre Martel, St. Patrick ve son olarak yeniden
Göçebe). Aslında bize bundan fazlasını verir:
Doğuş.
Simetri.
Nefret.
Bir
uyarı notu: Kitabın içeriği, okuyucunun alışık olduğu diğer kitaplardan
daha fazla çaba gerektiriyor. Eğer ilk kez şu anda yazılıp basılmış
olsaydı yazar bize şiddeti ima etmez gösterirdi. Tıpkı Goufre Martel'den
sonraki gece, güneş doğup kızın adamın yüzünü görmesinden önce,
çimenlikteki seksi izlemememize izin verilebileceği gibi...
Öyleyse yeniden 1956 yılında olduğunuzu düşünün. Gully Foyle ile tanışmak ve nasıl
jauntelenildiğini öğrenmek üzeresiniz. Geleceğe gidecek olan yoldasınız.
*
The Demolished Man ülkemizde
Anarşist (1971) adıyla, Reha Pınar çevirisiyle;
24. Yüzyılda Cinayet (1983) adıyla, Selma Mine çevirisiyle ve
Yıkıma Giden Adam (2000) adıyla, Berna Kılınçer ve Çetin Şan çevirisiyle yayınlanmıştır.
Türkçesi: Hakan Aytutucu