5 Temmuz 2012 Perşembe

No Church In The Wild - Türkçe Çevirisi / Doğada İz Yok Kiliseden (Çeviri: Bülent ÖZGÜN)



No Church In The Wild / Doğada İz Yok Kiliseden - Kanye West feat. Jay-Z (Türkçe Çevirisi)
[nakarat: frank ocean]
Kalabalıklar içinde bir insan nedir ki?
Ya o  kalabalıklar bir kral için?
O kral bir tanrı için ne?
Ve tanrı nedir ki hiçbir şeye inancı olmayan için?
Sağ çıkar mı peki inanmayan bu mücadeleden?
Dert değil, doğada iz yok kiliseden.

[1. kıta: jay-z]
Anıtmezarın üzerine düşen yaşlar
Kolezyum kapılarındaki kan izleri
Bir rahibin dudağındaki yalanlar
Şölene dönmüş şükran günleri
Rolls Royce Corniche’in içinde
Yalnız doktorlara layık araba, benimse polis ensemde
Kokain koltuklar, bembeyaz sanki hepsini ben ağarttım
Uyuşturucu satıcısı çekmiş takımı, merak ediyorum eşkıyanın duası kabul olur mu?
Dindar, Tanrı dindarı sever diye mi dindar?
Sokrates sordu kimin bu peşine düştüğünüz yargılar?
Hepsi Plato için bu çığlıkların
Ben burada dönüp duruyorum, biliyorum duyuyorsunuz sinsi adımlarımı
İsa marangozdu, Yeezy(1) de ritmleri inşa etti.
Hova’ysa(2) Kutsal Ruh’u ritmlere katar, kalkın lanet yerlerinizden, başla vaaza!

[nakarat: frank ocean]
Kalabalıklar içinde bir insan nedir ki?
Ya o  kalabalıklar bir kral için?
O kral bir tanrı için ne?
Ve tanrı nedir ki hiçbir şeye inancı olmayan için?
Sağ çıkar mı peki inanmayan bu mücadeleden?
Dert değil, doğada iz yok kiliseden.

[geçiş: the-dream]
Ben seninle hayattayım, arzu
Ben seninle ayaktayım, yürüyorum ateşe doğru
Senin sevdan benim kutsal kitabım
İzin ver de bu şifrenin içinden çıkayım

[2. kıta: kanye west]
Siyah deri üstünde koko(3)
Zebra çizgisine benzer, orman ateşi(4) diye buna derim.
Sen yönetmeyeceksin bu üçlüyü
Sen git otunu sar, ben idare ederim.
Yarattık biz yeni bir din
Günaha girmezsin alırsan izin
En büyük günah ihanet edersen
O yüzden asla kimseyi becerme bana söylemeden
Güneş gözlüğü ve Advil, dün gece dağıtmışız baya
Güneş doğuyor, saat 5, taksi var mıdır acaba hala?
O leoparlı kız geliyor da aklıma
Ovuyordu odunu özenip Kiki Shepherd’a(5)
İki dövme: Birinde “Özre Gerek Yok” yazıyor
Diğeri “Evlilik aşkı öldürüyor” diyor
Bunları anlatmaz papaz vaazında
Öğretmen de öğretemez sınıfında
Kefenin cebi yok,
Harcıyoruz belki de hepsini, çünkü acı ucuza gelmiyor, başla vaaza!

[nakarat: frank ocean]
Kalabalıklar içinde bir insan nedir ki?
Ya o  kalabalıklar bir kral için?
O kral bir tanrı için ne?
Ve tanrı nedir ki hiçbir şeye inancı olmayan için?
Sağ çıkar mı peki inanmayan bu mücadeleden?
Dert değil, doğada iz yok kiliseden.

Çeviri: Bülent ÖZGÜN

çeviri notları:
(1) Kanye West'in lakabı.
(2) Jay-Z'nin lakabı.
(3) argoda kokain.
(4) "jungle fever" ing. argo. siyahi biriyle beyaz birinin cinsel ilişkiye girmesi.
(5) "Showtime at the Apollo" adlı programda sunucular "Kiki Shepard" ile Steve Harvey ve yarışmacılar, iyi şans getirsin diye bir odunu ovuyorlarmış. Kanye West edepsiz bir gönderme yapıyor. Yarışmacıların odunu nasıl ovdukları buradan görülebilir: http://www.youtube.com/watch?v=BijvjUpGm-0

30 Mart 2012 Cuma

The Beggar and the Diamond / Takdir-i İlahi - Stephen King

YAZARIN NOTU: Bu küçük öykü -aslı bir Hindu kıssasıdır- bana ilk kez New York, Scarsdale’li Bay Surendra Patel tarafından anlatıldı. Serbest bir uyarlama yaptım ve başkarakterlerin Efendi Şiva ve karısı Parvati olduğu öykünün asıl halini bilenlerden özür diliyorum.

Günlerden bir gün, başmelek Uriel asık suratla Tanrı’nın huzuruna çıktı. Tanrı “Ne o, canını sıkan bi’şey mi var?” diye sordu.

“Çok üzücü bi’şey gördüm,” diye yanıtladı Uriel, ve sonra ayaklarının arasını gösterdi. “Aşağıda”

“Yeryüzünde mi?” diye gülümseyerek sordu Tanrı. “Amaan, orada üzüntüden bol ne var! Eh, bi’ bakalım neymiş?”

Birlikte eğildiler. Bir hayli aşağıda, Chandrapur’un arka mahallelerinde, bir kır yolunda ağır aksak ilerleyen pejmürde bir beden gördüler. Pek zayıf bir adamdı, bacakları ve kolları yara bere içindeydi. Köpekler onu sürekli kovalıyorlardı, havlıyorlardı; ama adam, topuğundan ısırdıkların da bile dönüp değneğiyle onlara vurmuyordu; sadece, sağ ayağının üstüne basa basa, güçlükle yürümeye devam ediyordu. Bir anda bir sürü güzel yüzlü besili çocuk, yüzlerinde habis gülümsemelerle, büyükçe bir evden taşarak çıktılar ve zavallı adam elindeki boş dilenci çanağını onlara uzattığı vakit onu taşa tuttular.

“Defol git, seni iğrenç şey!” diye bağırdı bir tanesi. “Tarlalara defol ve geber!”

O an, başmelek Uriel gözyaşlarına boğuldu.

21 Mart 2012 Çarşamba

Katil Ichi / Ichi The Killer / Koroshiya 1


 
Yapım:
2001  -  Japonya 
Tür:
AksiyonDramGerilimKomediKorkuSuç
Süre:
129 dakika
Yönetmen:
Oyuncular:
Müzisyen:
Görüntü Y.:
Senaryo:
Yapımcı:

Ichi The Killer / Koroshiya 1 
 
Uyarlandığı çizgi romana müthiş bir sadakat gösterir bu iç kaldıran film. Neredeyse kare kare işler çizgi romanı. Bu seçim tabii ki hikâyenin sarkmamasına ve tıkır tıkır işlemesine sebep olur. Filmin çok da karmaşık olmayan konusu şöyledir: Yakuza çetelerini birbirine düşürmeyi amaçlayan Jijii ve ekibi, aslında çok saf ve ruhsal açıdan savunmasız olan Ichi'yi, özel yeteneği yüzünden katil olarak kullanırlar. Ichi bir japon yakuza patronunu öldürünce patronun sağ kolu olan Kakihara da kayıp patronunun izini sürerken onu Ichi'nin öldürdüğünü öğrenir ve onun peşine düşer.

Bu basit konu sürerken psikolojik açıdan aşırı derecede sorunlu iki film kişisinin olağan dışı katliamlarını izleriz. Bu film kişileri, zihinlerinin derinliklerindeki doyurulmamış ve zamanla karmaşıklaşmış arzularını ve eksikliklerini öldürme duygusuna koşut bir şekilde doyurmaya çalışırlar. Arzularının esiri olmasına rağmen onları yönetebilecek kadar dirayetli olan Kakihara filmde en çok dikkat çeken kişidir. Ichi, Kakihara’ya göre daha bilinçsizdir, hastadır, handiyse bir hayvana denk düşer. Ichi öldürdüğü ve parçaladığı insanlar yüzünden büyük bir pişmanlık duyar her seferinde, hatta ağlar. Mastürbasyon sonrası duyulan pişmanlığa benzer bu pişmanlık. Zaten cinsel hazzının öldürme anında yükselmesi de bunu kanıtlar. Öldürmek istemez ama arzularına da engel olamaz. Kakihara ise tamamen kontrollüdür ve sapkın arzularının zirvesini acı çekmekte bulur. Kakihara da cinselliğe koşut olarak yaşar doygunluk arayışını. Onun bu zirve arayışı Ichi’de can bulur. Zaten bir süre sonra patronunun katili Ichi’yi değil de nihai orgazmını, acının en üst seviyesini kendisine yaşatacağını düşündüğü yegâne kişi olan Ichi’yi bulmaya adar kendini. Tüm bu kanı, vahşiliği ve bağırsağı gösterirken Takashi Miike’nin özellikle üstünde durduğu seçim ise benim yukarıda yaptığım çıkarımlarla alay etmektir. Gözümüze soka soka anlatır bütün bu vahşiliklerin kişilerin zihnindeki köklerini. Neredeyse yapay sebepler göstererek bu sapkın cinayetlerin asıl sebeplerini asla bilemeyeceğimizi duyurur.

20 Ekim 2011 Perşembe

Kara Kutu - Ediz

 































KARA KUTU - EDIZ
Boyut Yayın Grubu
421 sayfa

Beş iyi arkadaştan bahseder bu güzel, iç yakıcı kitap: Erdem, Gökhan, Rafet, Yılmaz, Reyhan
Her birinin üniversiteden sonraki gerçekçi ve hüzünlü hayatlarını okuruz kitap boyunca. Birbirlerinden çok farklı bu beş dost hayata atılmadan evvel bir karar alırlar: Hepsi az çok kalem oynatabilen insanlardır, okuldan sonra bağlantıyı koparmamak adına, hayata dair yazdıklarını Rafet'e yollayacaklar, o da çoğaltıp diğerlerine yollayacaktır. Böylece her birinin yaşamlarına dair ilerleyen ana anlatının arasına onların birbirlerine yolladıkları şiirleri serpiştirerek farklı bir kurgu oluşturur yazar. Olayları okur, ardından şiirleri okursunuz, bu sizin karakterlerle daha sıkı bir bağ kurmanızı sağlar. Özellikle Yılmaz'dan bahsedilen bölümler çok etkileyicidir ya da ben de öğretmen olduğum için fazla etkilenmiş olabilirim. Ben hayatımda hiç bir kitaba ağlamadım ama Kara Kutu bittiğinde kendimi tutamadım. Keşke bitmeseydi, gitmeseydi o iyi insanlar. Çok özlüyorum hepsini. Ömrümce okuduğum en güzel kitaplardan biri olacak bu güzel eser.

Ediz bey kim?

Soyadına ancak Boyut Yayıncılık'ı arayarak ulaşabildim bu güzide insanın. Kitapta kendisi ifşa etmediğine göre seçimi bu yöndedir sanıyorum ve ben de saklı tutuyorum. Verdikleri numaradan kendisine ulaşamadım ama internetten yaptığım araştırmadan çıkan sonuçların en uygununu değerlendirip bir kaç aramadan sonra kendisine şükür ki ulaştım. Çünkü çok korkuyordum ulaşamayacağımdan ve ulaştığım için çok mutluyum. Okuduğumuz güzel kitapların yazarlarına mutluluğumuzu belirtmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bize o güzel dünyaları veren insanların bunu bilmeye hakları var. Ünlü yazarlar bunu zaten yaşıyorlar; ama muhteşem kitaplar yazmış ama ünlü olmayan yazarlara ulaşıp mutluluğumuzu belirtmeliyiz. Ediz beye ulaşmak benim için çok önemliydi, kendisi de beni memnuniyetle karşıladı, mutluluğunu belirtti. Ona ulaşma imkanını kaybetmeden bir sanatçıya ulaşıp eseri hakkında konuşabilmek çok önemli. Sanatçılar, ölmeden evvel eserlerinin ne kadar değer gördüğünü bilmeli.

29 Haziran 2011 Çarşamba

The Raw Shark Texts ( Köpekbalığı Metinleri ) - Steven Hall


steven hall'un muhteşem romanı. köpekbalığı metinleri adıyla ve aylin ülçer'in kusursuz çevirisiyle türkçe'de.
hafızasını yitiren bir adam, kavramsal köpekbalıkları, kendini kopyalamayı başaran bir adam, şifreler, ampüller vs. merak ettiyseniz mutlaka okumalısınız. çok şaşırtıcı ve çok akıcı. 520 sayfa nasıl geçiyor gözlerinizin önünden, anlamıyorsunuz. tabi bunda o kusursuz çevirinin de devasa bir payı var. kitabı sevmeseniz bile çevirisi tadından yenmez.

kitabın isminde psikiyatrideki o ünlü mürekkep testleriyle ilintili bir sözcük oyunu var:
the rorschach tests*
the raw shark texts

steven hall neden kitabının ismini böyle bir sözcük oyunu üzerine kurduğunu anlatırken kitabın nasıl bir kitap olduğunu da ortaya koyuyor aslında:
http://www.youtube.com/watch?v=qjtkekqmqce&nr=1

istiyor ki rorschach mürekkep testine bakanların her biri nasıl farklı, belki de görmek istedikleri şeyler görüyorlarsa kitabını okuyan her okur da onu farklı bir kitap olarak algılasın:
aşk romanlarını seven bu kitapta bir aşk romanı bulsun; gerilim isteyen gerilim, macera isteyen macera, bulmaca isteyen bulmaca, bilimkurgu isteyen bilimkurgu bulsun. öyle de oluyor: kitap okuyana çok acıklı bir aşk hikayesi, bir adamın bambaşka bir ölüme karşı umutsuz mücadelesini, müthiş bir bilimkurgu öyküsü ve kitabı elinizden bırakmanıza izin vermeyen bir gerilim ve macera harmanı sunuyor. tüm bu parçaları birbirine öylesine ustaca bağlıyor ki hiçbiri eğreti durmuyor.

söylenecek her söz kitabın gizemine bir balta vuracak olsa da biraz ağzınıza bal çalmazsak olmayacak:
hikaye birinci tekil şahısla eric sanderson'ın ağzından anlatılıyor. eric (sonradan kendi evi olduğunu öğreneceği) bir evin yatak odasında yerde uyandığında orasının neresi olduğunu ve kendisinin kim olduğunu hatırlamıyor. neden orada olduğunu anlamaya çalışırken telefonun yanında bir zarf buluyor, üzerinde "bu mektup sana hemen şimdi aç" yazıyor. zarfı açtığında karşısına çıkan mektup şöyle:

"eric,
her şeyden önce, sakin ol.
şu anda bunu okuyorsan ben burada değilim demektir. ahizeyi kaldır ve 1 tuşuna kayıtlı numarayı ara. telefona çıkan kadına eric sanderson olduğunu söyle. kadın bir doktordur ve adı da randle’dır. doktor randle durumu hemen anlayacak ve seni derhal kabul edecektir. anahtarları al ve sarı cipi doktor randle’ın evine sür. daha bulmadıysan diye söylüyorum, zarfın içinde bir kroki var. evi buraya fazla uzak değil ve bulması da oldukça kolay.
doktor randle bütün sorularını cevaplayacaktır. yalnız hiç vakit kaybetmeden gitmen gerekir. başlangıç karesini atlama. araştırma yapmaya kalkışma. kasadan 200 £ alma.
evin anahtarlarını basamakların sonunda, tırabzandaki çivide bulacaksın. yanına almayı unutma.
pişmanlık ve aynı zamanda umutla,
ilk eric sanderson."

çeviri şaheseri: aylin ülçer'in elleri dert görmesin.
bu çeviri üniversitelerin çeviri bölümlerinde okutulmalı, bir kurgu eser türkçe'ye nasıl çevrilir gösterilmeli böylece.
öyle güzel ki aylin ülçer'in köpekbalığı metinleri, insan bazen kitabın hayret verici olaylarına değil de çeviride kullanılan biçim ve sözcük seçimlerine hayran kaldığını farkediyor. özellikle belirteç çevirilerindeki olağanüstü seçimler insanı mutluluktan uçuruyor, daha evvel hiç bir çeviri eserde görmediğim tercihler bunlar.
ve yerelleştirmeler: türk kültürüne ait deyimler, atasözleri, ifadeler çeviride öylesine yerli yerinde kullanılmış ki insan zevkten dört köşe kitabın içine dalıyor. burada tabi can yücel yerelleştirmesinden bahsetmiyorum, neredeyse türkçe yazılmış gibi çevirmemiş aylin hanım, okumayı kolaylaştırıcı ama metnin aslına halel getirmeyen kusursuz türkçe dokunuşlar yapmış. hele ki kitaptaki çiftin birbirleriyle şakalaştıkları yerler, insanın içini ısıtan bir türkçe ile çevrilmiş. muazzam, muhteşem, kusursuz. ben hayran hayran okudum ve zaman zaman da açıp okuyacağım bu değerli çeviriyi.
abarttığım düşünülebilir ama az çok iyi bir okur olduğunu düşünen bu ademoğlu hayatında böyle tatlı bir çeviriyi ya iki ya üç kez okumuştur vesselam.